Çarşamba, Aralık 01, 2004

Mıchel Faucault Ve İktidar Çözümlemesi

Mıchel Faucault Ve İktidar Çözümlemesi
Mustafa Kurt

GİRİŞ
Postmodern toplum kuramının düşünürlerinden olan ve modern toplumun bileşenleri üzerinde fikirlerini ifade eden Foucault?un postmodern düşünceye ve siyaset bilimine katkılarından birisi de ?iktidar? kavramını çözümlemesidir. İktidarın görünmeyen bir şekilde bireyin hayatının tüm kesitlerine yerleştiğini ifade eden Foucault, bunun toplum içerisinde var olan çeşitli kurumlar sayesinde yapıldığını savunur. Bu çalışmada da özellikle sosyal ve ekonomik hayatta etkileri yoğun olarak hissedilen iktidarın anlamından bahsederek araçları ve toplum ve birey için ne ifade ettiği açıkşanmaya çalışılacaktır.
I. Foucault?un Felsefesi
Foucault?un felsefesinin özünde, modern toplumlardaki beşeri bilimlerin bireyleri denetleme ve disiplin altına alma tarzlarını eleştirmektir. Çünkü bu bilimlerin oluşturduğu normlar her seferinde yeni bin iktidar rejimini kurumsallaştırmaktadır. Aile, okul, mahkeme, kışla, işyeri gibi kurumlarda beşeri bilimler kendi normallik standardını tanımlayarak., bu anormalliği kurumsallaştırıp bize hayat tarzı olarak sunarlar. Ona göre disiplinler, insani çeşitliliği düzene sokmaya yarayan tekniklerdir. Foucault, evrensellik ve nesnellik maskesi altında modernizmin oluşturduğu baskı, benlik ve disipline etmeyi ve bireyi normalleştiren, ürün haline getiren teknikleri sergileyip onları yıkma amacındadır. [1] [1]
Foucault?un özellikle hapishane üzerine yaptığı araştırmalar, ?kim neden ve nasıl cezalandırılmaktadır? sorularına cevap aramaya yöneliktir. Foucault, özellikle 70?li yıllardaki çalışmalarında özellikle XIX. yydaki disipliner pratikler ile iktidar ilişkilerin incelemiştir. Foucault, çalışmaları ile bizim düzen veya akıl gereği olarak düşündüğümüz kurumların(okul, fabrika, kışla, mahkeme, tımarhane, hapishane) aslında baskı ve denetlemenin ürünü olduğunu söyler. Bu anlamda iktidar merkezi bir otorite veya yasaklayıcı tarafından uygulanan güç değil, bireyler arası ilişkilerden doğan ve kendi hakikat söylemi içinde özne yaratan bir şebekedir.
II. Foucault?un İktidar Kavramı
1970?lerin başından itibaren Foucault, modern iktidarı, hiçbir şekilde temsili özelliği olmayan ve anti-hümanist yönü ağır basan bir süreç olarak ele almıştır. İktidar, Foucault?a göre, dağılmış, belirsiz, şekilsiz, öznesiz bir olgudur ama bireylerin fiziksel gövdelerini ve toplumsal kimliklerini oluşturmaktadır. Buna göre iktidarı bir üst yapı kurumu olarak gören ya da sınıf ilişkilerine bağlayan bütün modern kuramların yadsınması gerekir. Foucault için iktidar her şeyi düzenlemektedir ama mutlak değildir., parçalanmıştır, çoğulcudur ve beraberinde direnmeyi ve mücadeleyi getirmektedir. [2] [2]
Foucault, iktidarın kaynağını belli bir yapı ya da belli bir merkez, tep noktasındaki kuruma yerleştiren bütün çözümlemeleri reddeder. Düzeneklerin, tekniklerin ve iktidar yordamlarının burjuva sınıfı tarafından icat edilmediğin ve bunların etkili tahukküm biçimlerini uygulamaya çalışan belirli bir sınıfa ait olmadığını söyleyerek Marksizm?i eleştirmektedir. [3] [3] Ona göre iktidar her yerdedir, çünkü her yerden gelmektedir. [4] [4]
İktidar hiyerarşik bir güç, merkez ya da özne değildir. Sayısız ilişki örgüsü ölon, önceden kestirilemeyen bir şebekedir. Bunun yanında belli kişilerin mülkiyetinde de değildir.iktidar öyle bir ilişkiler şebekesi veya yumağıdır ki burada kişiler iktidarın hem ürünü hem de uygulayıcılarıdır. Ayrıca iktidarın sadece yasaklayıcı yönü olmayıp aynı zamandı toplumun bütün kurumların ve boyutlarını dolaşan kılcal damarlar ile olumlayıcı-üretici yönü de vardır. Örneğin modern iktidarın disipliner ve itirafa yönelik tekniklerinin genel işlevi normalleştirmektir. [5] [5]
III. İktidarın Temelleri
İktidar sadece bastırma, sınırlama yada yasaklama olarak algılanmamalıdır. İktidar kendi gerçekliğini, üzerinde olduğu alanı ve haklılaştırma mekanizmalarını üretir.iktidarın var olması bilgisiz mümkün değildir aynı zamanda bilginin iktidara yol açmadan var olması da olanaksızdır. Foucault?a göre toplumsal iktidarın üç biçimi vardır: [6] [6]
- Ekonomik iktidar: Nadir olan mal veya üretim kaynaklarını elinde tutup diğerlerinin emek gücüne sahip olmak.
- İdeolojik İktidar: Bir otorite tarafından desteklenen belirlenmiş bir yapıya ait fikirleri ve inançları elde tutmak.
-Siyasal iktidar: Fiziksel zor kullanmayı mümkün kılan bir takım donanımlara sahil olma.
İktidarın özel sektördeki büyük firmalar ile ulusal düzeyde seçilmiş politikacılar arasındaki işbirliğinden doğan bir kuvvet olduğu da düşünülebilir. Böylece iktidar tesis edip toplumu yönetirler. Bireyler iktidar ilişkileri tarafından belirlenir. İktidar belirli bir kişi veya sınıfın mülkiyetinde olmadığı gibi, iktidar sadece bunlardan da yayılmaz. Modern toplumlarda iktidar, bireysel bir takım özelliklere göre değil, soyut bir takım kurallar doğrultusunda işleyen gayr-i şahsi yönetsel bir makineye bağlıdır. İktidar insan hayatının her aşamasına yerleşen bir olgudur. Toplumsal örgütlenme akılcılık tarafından değil bizzat iktidar tarafından oluşturulur. Bu anlamda iktidar görülmeyen bir güçtür. Tıpkı Weber?in bürokratik örgütlerinde olduğu gibi güç yapının kendisindedir.
İktidar kendi gerçeklerini ve olumlularını öğreten bir yapıdır. Neyin yapılıp neyin yapılmayacağına karar verir ve kurumları aracılığıyla bunları denetler. İktidar öylesine bir ilişkiler yumağıdır ki burada insanlar hem iktidarın ürünü hem de uygulayıcılarıdır. İktidar her yerden doğduğu için her yerdedir. İnsanın yaşamının tüm seviyelerinde bulunarak onu adeta sarmıştır.
Ayrıca iktidar toplum içerisinde çeşitli özelliğe sahip bireyleri kapatma hakkına sahiptir. Kapatma iktidarın sürdürülmesinde araçtır. Tembelliğin günah sayılmaya başlamasıyla artık üretmeyen ve üretemeyenler toplum için yüktür. Bunların belirli merkezlere kapatılarak çalıştırılmaları, üretime dahil edilmeleri gerekmektedir. Kapatma 1800?lü yıllarda işsizliği emme, göze batan toplumsal sonuçları silmek ve ücret sınırının aşırı yükselmesini engelleme için kullanılmıştır.
IV. Foucault?a Göre İktidarın Araçları
A. Denetim
Foucault?a göre modern toplumlar kendine özgü metodlarıyla bireyleri hükümranlığı altına almaktadır. Bunun önemli araçlarından biri de denetimdir. Bu konuda düşüncelerini şöyle açıklar: [7]
Klasik dönem boyunca, bedenin iktidar nesnesi ve hedefi olarak bir keşfedilişi söz konusudur. O tarihlerde bedene (manipüle edilen, biçimlendirilen, terbiye edilen, itaat eden, cevap veren, becerikli hale gelen veya güçleri artan) yöneltilen bu büyük dikkatin işaretleri kolaylıkla bulunabilecektir. Makine-insanın büyük kitabı, eşanlı olarak iki sicile birden kaydedilmiştir. İlk sahifelerini Descartes?in yazdığı ve hekimlerin, filazofların devam ettirdikleri anotomik-metafizik sicil; koskoca bir askeri, okula ve hastaneye ilişkin yönetmelikler ve bedenin işlemlerini denetlemeye ve düzenlemeye yönelik amprik ve bilinçli usüller bütünü tarafından oluşturulan teknik-siyasi sicil.
Böylelikle denetim iktidarın önemli bir aracı olarak yerini alacak ve sicillere dayanan bir yapıyla kişileri gözlem altında tutmaya çalışacaktır. Bunun mekanları ise belirli bir yer değil tüm toplumsal hayattır. Okul, aile, kışla, hapishane, fabrika, hastane gibi kurumlar birey üzerinde iktidarın baskısını hissettirmeye yetecektir.
B. Disiplin
Disiplin anlamında Foucault hapishaneyi, modern tekniklerin batı toplumlarında normalleştirici, nesneleştirici, gözetleyici ve disiplinci iktidarın kurumu olarak inceler. İktidar(Biopolitik· iktidar) artık eskisinden farklı olarak, öldürerek yönetmek yerine onları canlı tutarak yönetir. Şüphesiz bu yönetimin ana tekniklerinden biri disiplin aracılığı ile yönetilenleri normalleştirerek yaşatmaktır. Egemen iktidarın gücü eskiden öldürme gücü iken bugün bedenlerin yönetimi ve yaşatmaya dönük işletmesini hedefleyen bir dizi müdahale ve düzenleyici denetim yolu ile gerçekleştirilen nüfus biopolitiğidir. Artık biopolitik iktidar dönemi başlamıştır ve bu anlayış kapitalizmin gelişmesinin vazgeçilmez bir öğesi olmuştur. Bedenlerin denetimli bir şekilde üretim hattına sokulması ve nüfusun ekonomik süreçlere göre ayarlanması bunu açıklar. Panopticonizm (her şeyi tüm yönleri ile ışık altına çıkarıp görünür kılma) bunun önemli bir aracıdır. Daire şeklinde hapishanelerde olduğu gibi herkesin her an görülebildiği yapılar iktidarın işleyişini kolaylaştırmaktadır. Daire biçiminde inşa edilmiş hücrelerde bulunan mahkumlar, merkezi bir kuleden sürekli olarak gözetlenip gözetlenmediklerini asla bilemeyeceklerinden herkes kendi davranışlarını kontrol etmeye başlamıştır. İleri kapitalizm döneminde insanlar bu anlayış neticesinde bilgisayarlar aracılığıyla gözlemlenmektedir. Modern dönemde işkence sürekli gözetimle yer değiştirmiştir. Bugün teknoloji sayesinde gözetim kolaylıkla yapılmaktadır. Panopticon tasarısı ilk olarak burjuva iktidarının merkezi yapılarda sürdürüldüğü döneme aittir. Bu tasarının amacı, büyük şehirlerde toplanmış düzensiz kitleleri denetim altına almak ve bu yararsız işsiz-güçsüzleri toplu çalışma disiplinine uyabilecek vicdanlı ve işe yarar yurttaşlara dönüştürmektir. Bu anlamda herkesin mutlak itaat ve sessizlik kuralına boyun eğdiği manastırlar ve herkesin bir düzen için aynı makinenin parçaları gibi çalıştığı fabrikalar birer hapishane modelidir. Bu dönemde (XIX yy) disiplinin ana amacı işgücü terbiyesidir. [8]
Foucault söyleme en elverişli yöntem olarak disiplini, yani bedenlerin disipline edilmesini görmektedir. Disiplin ile bedenlerin denetimi XVII. Yüzyıldan itibaren kışla, hastane, okul ve hapishanede uygulanmaya başlanmıştır. Foucault, disiplinsel iktidarın başarısını hiyerarşik gözetim, normalleştirici yaptırım ve bunların birleştirilmesinin sınav altında gerçekleştirilmesi gibi basit araçların kullanılmasına bağlamaktadır. Yine iktidarın bir diğer varlığını sürdürme aracı disiplin olarak yerini almıştır. Denetimle bağlantılı olarak disiplin konusunda Foucault?un yazdıkları şöyledir: [9]
Dağınık atelyelerin yanı sıra, hem türdeş, hem de sınırları belirli olan büyük manüfaktür alanlar gelişmektedir: önce bur araya getirilen bu manüfaktürler, sonra XVIII. Yüzyılın ikinci yarısında fabrikalar (üretim alanları ve işçi lojmanlarının da dahil olduğu); bu bir ölçek değişimidir, aynı zamanda yeni bir denetim şeklidir. Fbrika açık bir şekilde manastıra, kaleye, kapalı bir kente benzetilmektedir; muhafız kapıları ancak işçiler girerken açacaktır ve çalışmaların başladığını bildiren zil çaldıktan sonra bundan bir çeyrek saat sonra kimsenin içeriye girme olanağı olmayacaktır; gün bitiminde atölye şefleri anahtarları manüfaktürün kapıcısına teslim etme durumundadırlar. O da bunun üzerine kapıları tekrar açmaktadır. Bunun böyle olmasının nedeni, üretim güçlerinin yoğunlaşmalarının ölçüsünde, bu durumdan en çok avantajı sağlamanın ve bu yoğunlaşmanın olumsuzluklarını önlemenin; malzeme ve aletleri korumanın ve emek gücüne egemen olmanın söz konusu olmasıdır.
Foucault?un iktidarın önemli bir aracı olarak gördüğü disiplin bireyin yaşamının tüm süreçlerine yerleştirmek suretiyle onun yüksek uyum ve verimliliğe kavuşmasını arzular. Disiplinin denetlediği bedenlerden dört nitelikle donatılmış bir bireysellik yarattığı söylenebilir: [10]
- Disiplin hücreseldir(mekanlara dağıtılır)
- Disiplin organiktir (faaliyetlerin şifrelenmesi sayesinde)
- Disiplin oluşumsaldır(Zamanın birikimli hale getirilmesi sayesinde)
- Disiplin birleştiricidir (güçlerin birleştirilmesi sayesinde)
Ayrıca disiplin bunları yapabilmek için devreye dört büyük teknik sokmaktadır. Tablolar inşa etmekte, manevraları hükme bağlamakta, icraatlar dayatmakta ve taktikler düzenlemektedir. Belirli yerlere konmuş bedenler, şifrelenmiş faaliyetler ve biçimlendirilmiş yatkınlıklarla iktidar için gerekeni yapmaya elverişli hale gelirler.
C. Hiyerarşik Gözetim
Klasik dönem boyunca insanların gözetlenmesin sağlayan gözlemevlerinin kuruldukları görülmektedir. Bu tekniğin özü görülmeden görmeye dayanmakta ve toplum içindeki bir çok kurumda uygulanabilmektedir. Bunun en belirgin örneği askeri kamplardır. Mükemmel bir kampta iktidarın tümü, yalnızca bir tek gözetim aracılığıyla icra edilmektedir. Birbirlerini denetleyen bakışların var olduğu simetrik yapılar sayesinde hiyerarşik gözetim mümkün kılınmaktadır. [11] [11]
Bunun bir diğer örneği de fabrikalardır. Tüm çalışma süreçlerini kapsayan yoğn bir denetim söz konusudur. Yalnızca üretime yönelmemekte, aynı zamanda insanların faaliyetini, yapma bilgilerini, işi ele alma biçimlerini, hızlarını, heveslerini, hal ve gidişlerini de denetlemektedirler. Denetim görevi üretim aygıtının büyümesi ve karmaşıklaşması ölçüsünde daha da büyüdüğü görülmektedir. Gözetim altında tutmak bu dönemde, tanımlanmış ama üretim sürecinin ayrılmaz bir süreci olmak zorunda olun bir işlevi haline gelmiştir. [12] [12] Bu denetim mekanizması içinde çalışanlardan yüksek verim elde etmek için denetim çok önemli görülüyor ve işçilerin hiçe sayıldığı ve azarlandığı bir denetim mekanizması varlığını sürdürüyordu.
Disiplinlerin hiyerarşik hale getirilmiş olan gözetimi içerisindeki iktidar, bir nesne gibi elde tutulmakta bir mülkiyet gibi aktarılmakta, bir makineler bütün gibi çalışmaktadır. Piramid gibi olan örgütlenmesinin ona bir başkan verdiği doğruysa da, aygıtın tümü iktidar üretmekte ve bireyleri sürekli ve daimi bir alanın içerisine dağıtmaktadır. [13]
D. Normalleştirici Yaptırım
Toprak devletinden nüfus devletine olan kayış yönetme isteğinin de bir sonucudur. Bu yapılanma içerisinde yönetme sanatının ilkeleri artık erdemlere veya ortak meziyetlere dayanmamaktadır. Yönetme sanatının ilkelerinin kaynağı artık akılsallıktır. Foucault, yönetimi ?insanların davranışlarını yönlendirmeye yönelik teknikler? olarak tanımlar. İktidar kendi varlığının sürdürürken normalleştirici teknikler kullanır. Ekonomi bu anlamda nüfus, ülke ve refah arasında açıklamalar yaparak iktidara yardımcı olmaktadır. Disiplinci iktidarın başarısı basit araçlara bağlıdır; hiyerarşik gözetim, normalleştirici yaptırım ve bunların birleştirilmesinin sınav* altında gerçekleştirilmesidir.
İktidarın oluşturduğu bu süreçlerin içerisinde aykırı davranan bireyler cezalandırmaya tabi tutulmaktadır. Cezalandırma farklılaştırmakta, hiyerarşik hale getirmekte, türdeşleştirmekte veya dışlamaktadır. Yani özü itibariyle normalleştirmektedir. [14] Dolayısıyla normalleştirme yaptırımları iktidarın işleyişini destekleyecek ve varlığını sürdürmesine imkan tanıyacaktır.
E. Sınav
Sınav, gözetim altında tutulan hiyerarşi teknikleriyle, normalleştiren yaptırım tekniklerini birleştirmektedir. Normalleştirici bir bakış; nitelemeye, tasnif etmeye ve cezalandırmaya izin veren bir gözetimdir. [15] İktidar ilişkilerinin ve bilgi bağlantılarının çakışmaları, sınav içerisinde tüm görülebilir parlaklığına kavuşmaktadır. Sınav kendiyle birlikte, belli bir iktidar icraatını belli bir bilgi oluşumu tarzına bağlayan koskoca bir mekanizmayı taşımaktadır.
- Sınav iktidarın icra edilmesinin içinde görülebilme ekonomisinin sırasını değiştirmektedir.
- Sınav aynı zamanda bireyselliği belgesel bir alan sokmaktadır.
- Bütün bu belgesel tekniklerle çevrelenmiş olan sınav, her bireyi bir şık haline getirmektedir.
Dolayısıyla sınav bireyi iktidarın sonucu ve nesnesi olarak, bilginin sonucu ve nesnesi olarak oluşturan usüllerin merkezindedir. Hiyerarşik gözetim ile normalleştirici yaptırımı birleştirerek, dağıtım ve sınıflandırma, maksimum güç ve zamanın çekilip alınması, sürekli genetik yığılım, yatkınlıkların optimal düzenlenmesi gibi büyük işlevleri sağlayan odur. [16] [16]
SONUÇ
Özetle Foucault, yeni uygarlığı gözetim uygarlığı olarak tanımlar ve görünmeyen bir iktidarın kendi kurallarını oluşturduğunu anlatır. Bahsedilen iktidar, bireyin hayatında ve toplumsal hayatta her aşamada kendisini hissettirmekte ve baskısını oluşturmaktadır. İktidarı bir sınıfa veya bireye bağlamak mümkün değildir. O kendi kendisini bireyde oluşturmakta ve onun sayesinde ilkelerini uygulamaktadır.
Özellikle klasik yönetim düşüncesinin hakim olduğu ve kent nüfusunun arttığı dönemleri incelemelerinde göz önünde bulunduran Foucault, panapticon tanımlamasına fabrikaları da dahil etmiş ve çalışanların (X kuramını hatırlayalım) verimli olmaları ve sermaye sahiplerinin çok kazanmaları için gözetlenmeleri ve disiplin altında tutulmaları gerektiğini belirtmiştir. Foucault?un yaptığı kendi modelini koymaktan ziyade, mevcut bir gerçekliği açıklamak olduğundan, var olan iktidarı topluma nüfuz etmiş bir güç olarak görür. Bu ailede, okulda, kışlada ve fabrikadadır. Birey her yerde gözetlenmekte ve iktidarın daha iyi işlemesine katkıda bulunması için normalleştirici süreçlere tabi tutulmaktadır.
Ona göre fabrikalarda çalışanlar, hem çalıştıkları anda hem de özel yaşamlarının olduğu lojmanlarında gözetim altında bulundurulmaktadır. Hiyerarşik gözetimden bahsederek, zamanla çalışanların sayısına eşdeğer gözetleyicilerin ortaya çıkabileceğini belirterek amaç-araç çatışmasını öne çıkarır.
Özellikle bilgisayarların denetleme süreci içerisinde, eski gözetim kulelerinin yerini alacağının belirterek bilgisayarın iş dünyasındaki işlevleri üzerinde yeni bir tartışmayı başlatır. ?Bilgisayarlar gerçekten iktidarın gücünü sürdürmesine olanak veren bir araç olarak mı ortaya çıkmıştır?? sorusunu akla getirir.
İnsanlığın yaşadığı toplumsallaşma sürecinde insanların gittikçe artan bir kontrol mekanizması içine girdiğini söylemesi, insanın bir çok toplumsal kurumla ilişki içerisinde olması ve gün geçtikçe bu kurumların sayısının artmasıyla açıklanabilir. Artık bireyin yaşantısını kendisi değil, ilişkili olduğu bu kurumlar yönlendirecek ve iktidarla olan ilişkilerinden gelen ?iktidarın yaşamını idame ettirme? amacına katkıda bulunmasını sağlayacaklardır.
Endüstri devrimiyle beraber fabrikalarda da bu gözetim etkisini sürdürmüş ve iyi işçi kötü işçi tanımlaması yapılarak bireyleri bu kalıba girmeye zorlamıştır. İktidar çalışanların verimliliğini azaltacak her türlü faaliyetten onları uzak tutmaya çalışır. Çünkü özellikle endüstri devriminden sonra iktidarın temelinin ekonomik sebepler(çıkarlar) oluşturmuştur.
Özetle iktidar görünmemesine ve kaynağı tarif edilememesine rağmen bireyi kontrol eden etkin bir güçtür ve bu gücünü sürdüreceği kabul edilebilir. Daha çok üretim ve sorunsuz bireylerin arzu edildiği bir yapının arzulandığı bu düşüncenin, insan yaşamının amacıyla ve işletmelerin var oluş amaçlarıyla çatışıp çatışmadığı tartışılmalıdır. Özellikle postmodern düşünürlerin, kapitalizmin dünya nüfusunun bur kısmına zenginlik getirmesine karşın, büyük bir kısmına yoksulluk getirdiği ve doğal kaynaklar üzerinde tahribe yol açtığı yönündeki söylemleri dünyanın geleceği için yapılan tartışmalar önemli birer katkıdır.

8 yorum:

ali vehbi dedi ki...

Mıchel Faucault'un iktidar çözümlemesi makalesi konuyla ilğili temel bilgilere sahip olmamama rağmen yeni şeyler düşünmeye sevketti.Faucault,iktidarın kaynağını belli bir yapı yada belli bir merkez tepe noktasındaki kuruma yerleştiren bütün çözümlemeleri reddeder.Düzeneklerin,tekniklerin ve iktidar yordamlarının burjuva sınıfı tarafından icat edilmediğini ve bunların etkili tahakküm biçimlerini uygulamaya çalışan bir sınıfa ait olmadığını söyler.Bu değerlendirmeler bence konunun özeti mahiyetindedir. Yine iktidarın dağılmış,belirsiz,şekilsiz ve öznesiz olduğunu tespit etmiştir.Ayrıca iktidar öyle bir ilişkiler şebekesi veya yumağıdır ki burada kişiler iktidarın hem ürünü hemde uygulayıcısıdırlar.Bu tespitleri somutlaştırmak için hayattan örnekler verebiliriz.Örneğin, işyerinde iktidar piramidinin altlarında yer alan bir çalışan her türlü tahakküme uğrarken aynı kişi aile iktidar piramidinin tepesinde yer alarak aile bireyleri üzerinde etkin bir denetim ve ciddi bir disiplin uygulayabilir.Bu kişi iş yerinde iktidarın bir ürünüyken, evde uygulayıcısıdır.

Faucault'a göre iktidarın araçları;denetim, disiplin,hiyerarşik gözetim,normalleştirici yaptırım ve sınav olmak üzere beş kısımdır.Sınavda başarısız olan kişiler, seneye dersi bir daha almak, kaydı silinmek gibi cezalarla karşılaşırlar.İktidar'ın araçları arasında ceza müessesesininde var olması düşünülebilir.

Faucault, yeni uygarlığı gözetim uygarlığı olarak tanımlar ve görünmeyen bir iktidarın kendi kurallarını oluşturduğunu söyler.Bu gözetim sürecinin yeni aracının da bilgisayar olduğunu söyler.Bilgi eksikliğimizden ve zamanı yakalayamamızdan kaynaklanan ve tahakkümü altında kaldığımız ilişkilerinden kurtuluyoruz derken acaba farklı iktidar sarmallerinin içinemi giriyoruz,bilemiyoruz.

Adsız dedi ki...

Bana göre Foucaultun felsefesinin en çarpıcı yanlarından birisi bilimlerin ortaya çıkardığı normları ve disiplinleri sert bir şekilde eleştirmesi.Ona göre bu norm ve disiplinler insan çeşitliliğini azaltıcı özellikler içeriyor, bireyleri benzer normalliklerle kuşatıyor,insanların benzer ürünlere benzemesine neden oluyor.Amacı insanların bu durumun farkına varmasını sağlıyarak bu özellikleri doğurucu bilimleri ortadan kaldırmak.Bu şekilde okuyucuyu devamlı hyatımızdaki önemine vurgu yaptığımız bilimsel gelişmelere şüpheyle bakmasına neden oluyor.Acaba bilimsel gelişmeler aramızdaki farklılıkları belli ölçülerde ortadan kaldırıyor mu!Ayrıca modern iktidara da atıfta bulunuyor.İktidarı dağılmış,belirsiz,şekilsiz,öznesiz bir olgu olarak görüyor.İktidarı bir üst yapı olarak gören ve sınıf ilişkilerine bağlayan düşünce yapılarını yadsıyor.İktidarın kaynağını belli kişilerin mülkiyetinde olmasına dolayısıyla Marksizme karşı direnmeye çağırıyor.Bu anlamda bana göre neredeyse sınırsız bir demokrasi örneği oluşturmaya çalışma amacında.
Okuma parçasındaki ' o kendi kendisini bireyde oluşturmakta ve onun sayesinde ilkelerini uygulamaktadır.'cümlesi Foucault felsefesini belli ölçülerde özetlemektedir.

Adsız dedi ki...

Bana göre Foucaultun felsefesinin en çarpıcı yanlarından birisi bilimlerin ortaya çıkardığı normları ve disiplinleri sert bir şekilde eleştirmesi.Ona göre bu norm ve disiplinler insan çeşitliliğini azaltıcı özellikler içeriyor, bireyleri benzer normalliklerle kuşatıyor,insanların benzer ürünlere benzemesine neden oluyor.Amacı insanların bu durumun farkına varmasını sağlıyarak bu özellikleri doğurucu bilimleri ortadan kaldırmak.Bu şekilde okuyucuyu devamlı hyatımızdaki önemine vurgu yaptığımız bilimsel gelişmelere şüpheyle bakmasına neden oluyor.Acaba bilimsel gelişmeler aramızdaki farklılıkları belli ölçülerde ortadan kaldırıyor mu!Ayrıca modern iktidara da atıfta bulunuyor.İktidarı dağılmış,belirsiz,şekilsiz,öznesiz bir olgu olarak görüyor.İktidarı bir üst yapı olarak gören ve sınıf ilişkilerine bağlayan düşünce yapılarını yadsıyor.İktidarın kaynağını belli kişilerin mülkiyetinde olmasına dolayısıyla Marksizme karşı direnmeye çağırıyor.Bu anlamda bana göre neredeyse sınırsız bir demokrasi örneği oluşturmaya çalışma amacında.
Okuma parçasındaki ' o kendi kendisini bireyde oluşturmakta ve onun sayesinde ilkelerini uygulamaktadır.'cümlesi Foucault felsefesini belli ölçülerde özetlemektedir.

Adsız dedi ki...

Damla Çakmak


Faucault'un postmodernist anlayış çerçevesinde değerlendirdiği iktidar kavramı şüphesiz bizim anladığımızdan çok farklı olarak farklı bir bakış açısı ile iktidar kavramını sorgulamamızı sağlamaktadır.Gerçektende bugünkü modern toplumlarda ki küreselleşen dünya kavramı ile ilintili olarak değimler yaşanmaktadır.şekillenen davranış kalıplarında bu değişimin etkilerini görmek mümkündür.bu açıdan da bakarsak,toplumu temsil eden kurucu,yönetici ve geliştirici güçlerin sahip oldukları güç ile toplumsal yapıyı şekillendirmeleri de karşı konulmaz bir yapıdır.
Ancak Faulcault'un ele aldlğı iktidar kavramı bizim kavradığımız kavramdar farklı bir yapıya sahiptir.iktidar kavramı daha da genelleştirilmekte,öznesizleştirilmekte ve güç odaklı bir yapıya sahip olmaktadır.bir anlamda Faucaultun iktidar anlayışını,gizli iktidar olarakta ifade etmek mümkün.şüphesiz,güç en büyük belirleyici olmakla beraber,okul,aile,mahkeme,kışla,işyeri gibi kurumlar bu iktidarlara örnek verilebilir.
denetim,disiplin ve normalleştirme adına insana uygulanacak olan her türlü eylem bu amacı gerçekleştirmek için mübah ve geçerli sayılır.bunula birlikte aklımıza gelebilecek soru ise,hakikaten bireyi normaleştirmek adına evrensellik,nesnellik maskesi altında bireye uygulanacak baskı,disipline edici her türlü teknik modernizmin gerekliliği midir?ve bireyin istekleri bu doğrultuda mıdır?bunun yanı sıra sormak istediğim soruların bir kısmıda şu şekildedir;yazının belirli bölümlerinde de bahsedilen kapitalizm süreci ile bağlantılı olarak,'genelde yaygın ilişkiler örgüsünden oluşur' dediği iktidarın,gerçekte bireylerin amaçları ile ne kadar örtüşüp örtüşmediği yada iktidar atfedilen normalleştirme görevinin neye ve kime göre tanımlandığıdır?
Bu anlamda gücü elinde bulunduran iktidardır.kendine ait bir gerçekler bütnüne sahip olan,kendi olumlulkları doğrultusunda şekillenen,yön veren ve oluşturan yine bu iktidarlar topluluğu olacaktır..öyleyse gücün herşey olduğu ve bu gücü elinde bulundurmayan bireylerinde bu güçle şekilleniyor olduğu,geliştiriliyor ve yönleniyor olduğu bir gerçektir.
sonuç olarak,Faucault'a dayanarak şunu ifade edebiliriz,toplumların oluşumunda,ilerlemesinde,kendilerini geliştirmesinde ve uyguladığı teknik ve yöntemlerle şekillendirmektedirler.
iktidarın var oluş sürecinin devamını sağlamaya yönelik oluşturulan tüm denetim mekanizmalar,yapılanmalar bu amaca hizmet eder.
Tüm bu tanımlamaların sonucunda daha çok üretimi, daha verimli faaliyetleri ve daha kalkınmış ülke modellerini hedefleyen iktidarların anlayış yapılarının kapitalizm olgusuyla bütünleştiği görülmektedir.herşey iktidarların varlığı içindir.

Adsız dedi ki...

FAUCAULT'UN İKTİDAR ÇÖZÜMLEMESİ

HANDAN SARICA

Faucault postmodernizm akımını savunan bir düşünürdür; dolayısıyla yoğun olarak modernizmin eleştirisini yapar.
sözkonusu modern dünyanın direttiği evrensel bilginin olmadığı, temel bilimsel gerçekler olarak kabul ettiğimiz yasaların, doğruların zaman içerisinde yanlışlıklarının kanıtlandığı ve dolayısıyla doğru bilgiye ulaşmanın mümkün olmadığını savunur. Modernizmin yarattığı ?rasyonel akıl? olgusunu eleştirir ve bunun ?kuşkucu yaklaşım?ı ortadan kaldırdığını; bireylerin çeşitli iktidar kurumlarının( aile, eğitim kurumları, toplum, devlet) kabul ettiği, dayattığı duyguları kabul etmek zorunda kaldığını düşünmektedir. Faucault?un bu yöndeki düşünceleri benim Faucault?a ?bu da olsa olsa ?rasyonel akıl? değil ?tutsak akıl?? dedirtmeme kaynaklık ediyor.
Faucault modernizm eleştirisini, modernizmin varlığını dayandırdığı ve devamlılığını sağlayan temel kurumlar olan okul, aile, hapisane gibi temel kurumlar üzerinden yürütmektedir.
İktidarın bütüncül değil, parçacıl olduğunu ve iktidarın kendisini meşrulaştırırken doğrudan güç kullanmak yerine kendisini temsil eden bu kurumlar aracılığıyla yaptığını ifade etmektedir.
Ayrıca; Faucault makalesinde, toplumsal örgütlenmenin akılcılık tarafından değil; iktidar tarafından oluşturulan bir yapılanma olduğunu ifade etmektedir.
İktidarın bir ilişkiler yumağı haline gelmesi sunucunda insanların hem iktidarın ürünü hem de uygulayıcıları olduğunu ifade etmektedir. Aslında bu oldukça önemli bir noktadır. Örneğin toplumdaki erkek egemen yapıyı tartıştığımızda bu durumun ortaya çıkmasına dayanak olan ve toplumsal kurumların en küçük ve en önemlisi olan aile kurumunun çocuklarına bu yapıyı destekleyici bir eğitim verdiğini; dolayısıyla geleneksel ailelerde yetişen kadınların da çoğu zaman farkında olmaksızın erkek egemen toplumsal yapıyı onayladıkları, meşru saydıkları ya da en azından karşı çıkma, çatışmaya girmekten kaçındıkları ve kendi kız ve erkek çocukları da aynı şekilde yetiştirdiklerini görüyoruz.Bu noktada iktidarın toplum yaşamının her aşamasında bulunduğu ve onu sardığı düşüncesine katılmamak mümkün değildir.
Faucault?a göre; iktidar, denetim, disiplin, sınavlar gibi araçları kullanarak insanlar üzerinde sürekli gözetlendikleri, sınandıkları korkusu yaratmaktadır sürekli gözetim işkenceyle eşdeğerdir.
Günümüzde sıkça; devletin, temel kişisel haklardan olan özel hayatın gizliliği ilkesini çeşitli gerekçelerle(devletin şahsi menfaatler gibi muğlâk ifadelerle) ihlal ettiği görülmektedir.
Modernizmin, ücret kazanmak, yaşamı idame ettirmek için sunduğu istihdam kuruluşları birer hapisane modeli olarak görülmektedir.

Adsız dedi ki...

foucalt hakkında deliliğin tarihi kitabını birkısmını okumuştum gerçi çevirmen pek iyi çevirmemişti ama deliliğin kökeni ve ona karşı yapılan uygulamaları anlatıyordu.modern kapitalizm her yerde hayatımıza tesir ettiği biliniyor ama foucalt işaret ettiği gibi sistem kendini korumak için bireyleri devamlı gözetim altında tutar ve tabiiki herkesi değil işe yarayan ve zarar verme ihtimalleri olanları iskanbil kağıtlarını esrarında okumuştum:kahraman rüyasında herkesin ayağına bir numara yazdıklarını ve böylece takip ettiklerinden bahsediyordu şu an hükümetin bize verdiği t.c. kimlik numarası vergi numarsı da aynı mantıklane yaptığın kayıtlarda gerçekten düşünce birileri tarafından devamlı takip edilmek işkence gibi bir şey...

Adsız dedi ki...

suat temelli
foucalt hakkında deliliğin tarihi kitabını birkısmını okumuştum gerçi çevirmen pek iyi çevirmemişti ama deliliğin kökeni ve ona karşı yapılan uygulamaları anlatıyordu.modern kapitalizm her yerde hayatımıza tesir ettiği biliniyor ama foucalt işaret ettiği gibi sistem kendini korumak için bireyleri devamlı gözetim altında tutar ve tabiiki herkesi değil işe yarayan ve zarar verme ihtimalleri olanları iskanbil kağıtlarını esrarında okumuştum:kahraman rüyasında herkesin ayağına bir numara yazdıklarını ve böylece takip ettiklerinden bahsediyordu şu an hükümetin bize verdiği t.c. kimlik numarası vergi numarsı da aynı mantıklane yaptığın kayıtlarda gerçekten düşünce birileri tarafından devamlı takip edilmek işkence gibi bir şey...

ayac dedi ki...


Acımasızca işkence sikişi ve çok sert porno içerikleri yasaklı videolar