Pazartesi, Ekim 11, 2004

Okuma Parçası 1: Küreselleşme, Bilgi Toplumu ve Demokrasi; Enformasyon Çağında Yetişkinler için Masallar

Küreselleşme, Bilgi Toplumu ve Demokrasi; Enformasyon Çağında Yetişkinler için Masallar
Dr.Baha Kuban ve Semih İşevi
http://www.bilgiyonetimi.org/cm/pages/mkl_gos.php?nt=515Giriş

Küreselleşme doludizgin sürüyor. Eğer dünya ekonomisinde uluslararası mal ticaretinin toplam hasıla içindeki payı söz konusu ise gerçekten de bu ikinci uluslararasılaşma dalgası 100 küsur yıllık öncülüne göre, kapitalizmi yerkürenin daha çok bölgesine ve toplumuna, hayatlarımızın da her ayrıntısına sokmaya kararlı görünüyor. Sanayi devrimi ayırımından beri insan uygarlığının dünyada canlı yaşama karşı yönelttiği üç büyük tehdit artık gezegenin de varlığını tehlikeye atıyor. Bunlar; dünya üzerinde canlı ve kültürel yaşam türlerinin kimyasal ve kültürel kirlilik yoluyla hızla yok olması ve yine sınai kirliliğin iklim değişikliği ve atmosferde yaptığı etkilerle tüm yeryüzünü tehdit etmeye başlamasıdır. Dünyada kendisinden başka türlere hatta üzerinde yaşadığı topraklara böylesine hoyrat davranan türümüz, kendi içinde yaşadığı toplumlarda neler yapıyor? Karnemiz bu bakımdan da kırıklarla dolu. Özellikle küreselleşme, tarihin sonu, sınıfsız ayrımsız bilgi toplumu, serbest piyasanın kaçınılmazlığı, üçüncü enformasyon dalgası ve benzeri çığlıkları en çok duymaya başladığımız 80?li yıllardan bu yana gelişmiş toplumlar da dahil olmak üzere gelir dağılımlarının bozulduğunu, dünyada eşitsizliklerin arttığını ve yoksulluğa koşut olarak savaş sonrası yıllarda geriletilen çeşitli yaşam kalitesi göstergelerinin yeniden kötüleştiğine şahit oluyoruz; çocuk ölümleri artıyor, ortalama yaşam süreleri düşüyor, salgın hastalıklar ve yıllarca önce dünya yüzünden silindiği sanılan tüberküloz ve benzeri gariban hastalıkları en gelişmiş ülkelerin ortalarında beliriyor. Tüm bir kıta, Afrika, ölüme ve sefalete terkedilmiş durumda. Dünya finans bürokrasisi, çok uluslu şirketlerin patronları, gelişmiş ülke koalisyonlarının liderleri misli görülmemiş bir genel temsil fukaralığının ortasında, insanlığın önümüzdeki 50 yılına damgasını vuracak değişiklikler, yansıtıcı ve parlak bina cephelerin ardında hayata geçirme telaşındalar. Bu gelişmelere sivil muhalefet dünya ölçeğinde güçlenmeye çalışırken artık var olmadığı, çağdışı kaldığı telkin edilen ?ulus devlet? , ulus-ötesi sermayenin trafik polisliğine ve isyankar halklarının bekçiliğine memur ediliyor. Bununla birlikte, bütün bu gelişmeler zorlu bir satranç oyununun hamleleri gibi, her an genişlemeye muktedir çatlakları ve ters dinamikleri gizliyor.
Bu bildirinin konusu yukarıda özetlenen gelişmelerin dökümünü yapmak ya da tartışmak değil elbette. Ancak konumuz olan ve yaygın olarak ?enformasyon toplumu? ya da ?enformasyon ekonomisi? şeklinde ifade edilen olgunun bütün bu gelişmelerden bağımsız olarak ele alınamayacak olması bir yana, bu olguyu ele alış biçimimiz temelde dünyayı algılayış tarzımızın da en can alıcı göstergesi olmaktadır.
Enformasyon
Sorunlu bir sözcüktür enformasyon. Türkçe?ye aktarılışının düpedüz yanlış bir biçimde ?bilgi? olması değildir sorunlu olmasının tek nedeni. Sözcük bugün kullanımıyla o kadar farklı ve geniş anlamlar taşımaya başlamıştır ki, bütün bir toplumsal dönüşümü enformasyon ile ifade etmek pek çoklarına uygun görünmektedir; enformasyon toplumu, enformasyon ekonomisi ya da Türkçe?de bilgi toplumu, bilgi ekonomisi vb. Kavramsallaştırılmasında bugün taşıdığı anlamları çözmek için bu sözcüğün öyküsünü izlemek yararlı olacaktır.
Enformasyon, bilimsel kuramlara sibernetiğin popülerleştiği 1940?lı yıllarda girmeye başlamıştır diyebiliriz. İletişim alanında sinyal işleme konusunda kullanılmaya başlanılan enformasyon teorisi, Claude Shannon ile bilimsel bir temele kavuşmuştur. Matematiksel olarak basitçe bir sinyalin gidiş gelişini tanımlamak için kullanılan bu teori soğuk savaş yıllarında iletişim akademik disiplini içinde çıkış noktasından uzaklaşmaya başlamış, insanlar arası anlam taşıyan alışverişte ve insan davranışlarının değişimini ölçülebilir kılmaya yarayacak yarı-bilimsel kuramlarda yer bulmaya başlamıştır. Saf bir soyutlamayla başlayan sinyal işleme modellemesi anlam ve davranışın modellenmesinde kullanılmaya başlanmıştır. Ancak sözcüğün anlamındaki asıl sıçrama çok sonraları sanayi-ötesi ya da post-endüstriyel toplum kuramcılarının elinde gerçekleşmiştir. Enformasyon toplumu kavramının popülerleşmesinde baş köşeyi sanayi-ötesi toplum kuramcılarından en şöhretlisi olan Daniel Bell?e vermemek haksızlık olur. Bell ?Kapitalizmin Kültürel Çelişkileri? ve ?Sanayi-Ötesi Toplumun Gelişi? adlı kitaplarıyla kendisinden sonrakilerin sözcükle ilişkilerini belirlemiştir denebilir. Shannon?un teorisinin taşıdığı bilimsellik zırhının yardımıyla Bell, enformasyona atfedilen anlamı çok daha ileri götürmüş hatta Shannon?un hiç bir zaman amaçlamadığı şekilde hemen bütün toplumsal ilişkileri açıklamaya elverecek bir kavramsallaştırmaya tabii tutmuştur. Ekonomik ve toplumsal hayatta sürmekte olan değişimler; artan sayısallaşma, değişen işgücü yapısı, bilgisayarın yaygın kullanımının getirdiği otomasyon ve bilimsel teknik değişime hakimiyetin görünür güç artırıcı etkisi, bütün gelişmelerin merkezine enformasyon analizinin yerleştirilmesini Bell?e göre kaçınılmaz kılmıştır. Ancak bu enformasyon bütün toplumların en genel geçer özelliği olan enformasyon işlemedeki enformasyondan farklı olmalıdır. Sanayi-ötesi kuramcılara göre modern toplumun bilimsel-teknolojik bilgi ya da enformasyonla sembiyotik ilişkisi, bütün geçmiş toplumsal yapılara göre sanayi-ötesi toplumda yapının ve sosyal örgütlenmenin temel belirleyicisidir. Sözcüğümüzün öyküsü işte böyle sinyal işlemeye ilişkin matematiksel bir soyutlamadan başlamış ve toplumun özünü açıklayıcı bir üst-anlama vararak son bulmuştur. Enformasyona atfedilen bu özgüllük kuşkusuz başlangıç noktasındaki bilimsel teorinin tarafsızlığını ve paradigmatik gücünü taşımaktadır.
Burada en dikkat çekici nokta toplumsal tarihin yükünün sözcükten uzaklaştırılmış olmasıdır. ?Enformasyonu? bu bağlamda örneğin ?kültürle? karşılaştırmak ilgi çekicidir. Kültür ne kadar tarih ve toplum kokuyorsa enformasyon o kadar steril, dezenfekte ve tarafsızdır. Hiçbir tarihsel ve toplumsal referansa başvurmaz, adeta bilimin ışığında yıkanmış ve kutsanmış, günahlarından arınmıştır. Toplumsal tarih kültürü anlamlandırır. Kültür emperyalizmi, karşı-kültür hatta kültürel devrim kelimelerini rahatlıkla kullanırız, bunların anlamlarından kuşku duyulmaz, ama enformasyon emperyalizmi ! biraz gerçekdışılık kokar. Sözcüğün bu kullanımı aslında sanıldığı kadar ?gerçek dışı? değildir. Bağımsızlık savaşlarının ve Bağlantısızlar hareketinin hey heyli günlerinde üçüncü dünya ülkeleri tam da bu kelimeye toplumsallığını geri verecek başarısız bir girişimde bulunmuşlardı. Sömürgeci dünyanın haber içerikleri üzerindeki tekeline karşı başlatılan mücadelenin adı ?Yeni Dünya Enformasyon Düzeni? idi. Bu girişim ulusların bağımsızlığı yolunda en ciddi tehditlerden biri olarak algılanan enformasyon tekelini hedef almakta, Birleşmiş Milletler?de Bağlantısızların sayısal üstünlüğü sayesinde çeşitli yönerge antlaşmalara dönüşmekteydi. Bu mücadele hızla bastırıldı ve belleklerimizden silindi.
İşte enformasyonun içeriğinin böylesine boşaltılması, yani bir çeşit içeriksizleştirme operasyonu onu tam da sanayi-ötesi kuramlarının pivot kavramına yaraşır hale getirir. Zaten tarihin, sınıfların, toplumsal mücadelenin de sonu gelmemiş miydi? İşte Toffler?ın üçüncü dalgada sözünü ettiği enformasyon toplumu bize bütün sorunlarından arınmış tüm dertlere deva ehven bir ?enformasyon toplumu? vadetmektedir! Enformasyon otoyolu, yeni ekonomi, internet, siber uzay , bu arada tabii küreselleşme, özelleştirme ve liberal demokrasi! Eh , ?ben artık özgürüm?! Kuşkusuz eski Cumhurbaşkanlarımızdan biri de ? bir bilgisayar bir faks bir de ingilizce, iş tamam! ? diyerek bunu kastetmişti.
Görüldüğü gibi ?enformasyon?un bu şekilde kavramsallaştırılması, onun toplumsal analizini, ?kültür? ile sağlanabilen zengin çağrışımlardan kopartır. Onu içeriksizleştirir ve dayanılmaz biçimde hafifleştirir. Bir başka içeriksizleştirme operasyonunun kurbanı olan ?ekonomi? sözcüğü ile izdivacını kolaylaştırır. Enformasyon Ekonomisi, yeni bilişim teknolojilerinin de ateşlemesiyle, büyüme iktisadına veciz katkılarda bulunur. Kaygılanacak birşey yoktur.
Enformasyonun bu şekilde kavramsallaştırılmasının önüne geçmek için yapılması gereken, ona toplumsallığını geri vermek, gerçek dünyada yaşanan hayata ilişkin referanslarını kazandırmaktır. Bunu gerçekleştirmek için enformasyon sözcüğünü meta sözcüğü ile beraber düşünmek, enformasyonun meta özellikleri üzerine kafa yormanın yanısıra metalaşma sürecinin aldığı biçimleri betimlemek gerekmektedir. Ancak bu şekilde, yani ücretli emek tarafından piyasaya arz için üretilen bir ?şey? olarak kavramsallaştırılan enformasyon sözcüğü, tanık olduğumuz toplumsal dönüşümü açıklayıcı bir nitelik kazanır. Enformasyonun metalaşması bağlamında bugün sergilediği özellikler, üretimi, dağıtımı ve tüketimine ilişkin vecheler, kendisinden kaynaklanan, tarih-dışı niteliklerinden kesinlikle kaynaklanmaz. Durmaksızın yeni piyasalar, yeni meta alanları ve birikim fırsatları arayan sistemin şaşmaz ekonomi-politik mantığı dünün zanaat üretimini ücretli emeğe, sanatsal eserlerini piyasa mallarına dönüştürür.
Kültürel HegamonyaTarih, zora ve baskıya dayanan egemenlik sistemlerinin kalıcı olmadığı konusundaki derslerle doludur. En sağlam egemenlik zihin ve gönüllere hakim olmaktan geçer. Bu açıdan bakıldığında ?enformasyon? yanıltması, tek tek tüketici bireylerden oluşan toplumlara dönüştürülmeye çalışılan ?azami bağlantılı? iletişim çağı insanlığının son kültürel hegamonyasıdır. Ağ toplumunun siber-demokrasi vaadleri klip kültürünün sanat iddiaları kadar kof çıkacağa benzer. WAP?lı cep telefonları ve internette chat ile kurulan özgürlük hayalleri teknoloji-toplum ilişkisinin algılanmasında derin bir patalojiye işaret eder. Şiiri, muhabbeti ve dili sanal fantazmanın çiğ parlamalarına terk etmeden ikinci kez düşünmenin zamanıdır.

7 yorum:

ali vehbi dedi ki...

Makalede uluslararası mal ticaretinin toplam hasıla içindeki payının hızla artmasıyla,kapitalizm'in yer kürenin hemen hemen tüm bölge ve toplumların hayatlarına girdiği söyleniyor.İnsanlık tarihinde(bildiğimiz kadarıyla) bu denli bir ilişiklenme, karşılıklı bağımlılaşma görülmemiştir.Küreselleşme çağında süreci yakalayamamak gerek bireyler gerekse ülkeler için felaketler doğurabiliyor.Zamanı yakalayamayan insan fosilleşiyor,ticari kurumlar iflas ediyor,ülkeler yıkılıyor.Zaman tarih içinde hiç geçmediği kadar hızlı geçiyor.Kısacası zamanı yakalayamayan ölüyor dersek uygun olur sanıyorum.

Küreselleşme süreci içerisinde,her ne kadar teorik amaç,tüm insanlığın yaşam standartlarında toptan bir iyileştirme,uluslar arası kaynaşma,barış ve nihai olarak dünya insanlarının kardeşliği olsada farklı sonuçların doğduğu görülüyor.Makalede yer alan''Yaşam kalitesi göstergelerinin yeniden kötüleştiğine şahit oluyoruz,çocuk ölümleri artıyor,ortalama yaşam süreleri azalıyor,salğın hastalıklar ve yıllarca önce dünya yüzünden silindiği sanılan tüberkuloz ve benzeri gariban hastalıkları en gelişmiş ülkelerin ortalarında beliriyor.'' parağrafı bence çok çarpıcı bir tespit.Dünya üzerindeki ülkeler arası ve ülkeler içi gelir dağılımı geri kalmış kesimler aleyhine hızla bozuluyor.Artık dünyayı devlet başkanlarından ziyade devlet başkanlarını da deyim yerindeyse atayan çok uluslu şirketlerin patronları yönetiyor.
İsanoğlu kendi sonunumu hazırlıyor bilinmez.Sonuç olarak insanın aklına ''medeniyetin sonu vahşet mi?'' sorusu takılıyor

neslihan dedi ki...

NESLİHAN AK
Makale küreselleşmenin giderek artan bir hızda kapitalizmi dünya çapında yaymakta olduğundan ve hayatımızın en küçük ayrıntısına sokar hale geldiğinden bahsetmektedir.Sanayi devriminden buyana sınai kirlilik, kimyasal kirlilik, ve kültürel kirlilik; canlı ve kültürel yaşam türleri üzerinde olumsuz etkiler yapmakta ve iklim ve atmosfer yapısında değişikliklere neden olmaktadır.Böyle ciddi sonuçlarla karşılaşmak insanlığın kendine ve yaşadığı çevreye saçabileceği tehlikeleri akla getirmektedir.
Küreselleşmenin 80lerden buyana gerek azgelişmiş gerekse gelişmiş ülkelerde gelir dağılımında çarpıklıklara, eşitsizliklerin artmasına,ölüm oranlarının artmasına ve ortalama ölüm yaşının gerilemesine, yeryüzünden yok olduğu düşünülen bazı yoksul hastalıklarının bile canlanmasına neden olduğundan bahsedilmektedir.Bu durumun en acı örneği olarak Afrika verilmiştir. Burda dikkat edilecek bir nokta; günümüzde dünya finans bürokrasisi, çok uluslu şirketlerin patronları, gelişmiş ülke koalisyonlarının liderleri; genel temsil olgusuyla hareket ederken insanlığın geleceğine damgasını vuracak değişikliklerle ilgilenmekte olmasıdır. Yok olduğu ileri sürülen ulus devlet anlayışı uluslarüstü sermayenin düzenleyicilelerine ve isyankar halkının bekçilerine memur edilmektedir.Buna karşın, tüm bu gelişmeler, genişlemeye müsait aksaklıkları ve ters dinamikleri gizliyor.
Neticede tüm bu bahsedilenler, enformasyon toplumu ve enformasyon ekonomisinden ayrı düşünülemez.

Enformasyon sözcüğüne baktığımızda günümüzde çok geniş ve farklı anlamlar taşıdığını görürüz. Örneğin tüm bir toplumsal dönüşümü enformasyonla ifade etmek pek çok insan tarafından doğal karşılanmaktadır.
Bell'e göre ekonomik ve toplumsal hayatta sürmekte olan değişimler, artan sayısallaşma, işgücü yapısındaki değişmeler, bilgisayar kullanımının artışıyla oluşan otomasyon vs. tüm ilerlemelerin merkezine enformasyon analizinin yerleştirilmesini kaçınılmaz kılmaktadır.
Enformasyonu kültürle karşılaştırırsak, kültürün tarih ve toplumla dolu olmasına rağmen enformasyonun sade ve objektif olması ayrıca bilimin ışığında yıkanmış gibi olması dikkatleri çeker.

neslihan dedi ki...

NESLİHAN AK
Makale küreselleşmenin giderek artan bir hızda kapitalizmi dünya çapında yaymakta olduğundan ve hayatımızın en küçük ayrıntısına sokar hale geldiğinden bahsetmektedir.Sanayi devriminden buyana sınai kirlilik, kimyasal kirlilik, ve kültürel kirlilik; canlı ve kültürel yaşam türleri üzerinde olumsuz etkiler yapmakta ve iklim ve atmosfer yapısında değişikliklere neden olmaktadır.Böyle ciddi sonuçlarla karşılaşmak insanlığın kendine ve yaşadığı çevreye saçabileceği tehlikeleri akla getirmektedir.
Küreselleşmenin 80lerden buyana gerek azgelişmiş gerekse gelişmiş ülkelerde gelir dağılımında çarpıklıklara, eşitsizliklerin artmasına,ölüm oranlarının artmasına ve ortalama ölüm yaşının gerilemesine, yeryüzünden yok olduğu düşünülen bazı yoksul hastalıklarının bile canlanmasına neden olduğundan bahsedilmektedir.Bu durumun en acı örneği olarak Afrika verilmiştir. Burda dikkat edilecek bir nokta; günümüzde dünya finans bürokrasisi, çok uluslu şirketlerin patronları, gelişmiş ülke koalisyonlarının liderleri; genel temsil olgusuyla hareket ederken insanlığın geleceğine damgasını vuracak değişikliklerle ilgilenmekte olmasıdır. Yok olduğu ileri sürülen ulus devlet anlayışı uluslarüstü sermayenin düzenleyicilelerine ve isyankar halkının bekçilerine memur edilmektedir.Buna karşın, tüm bu gelişmeler, genişlemeye müsait aksaklıkları ve ters dinamikleri gizliyor.
Neticede tüm bu bahsedilenler, enformasyon toplumu ve enformasyon ekonomisinden ayrı düşünülemez.

Enformasyon sözcüğüne baktığımızda günümüzde çok geniş ve farklı anlamlar taşıdığını görürüz. Örneğin tüm bir toplumsal dönüşümü enformasyonla ifade etmek pek çok insan tarafından doğal karşılanmaktadır.
Bell'e göre ekonomik ve toplumsal hayatta sürmekte olan değişimler, artan sayısallaşma, işgücü yapısındaki değişmeler, bilgisayar kullanımının artışıyla oluşan otomasyon vs. tüm ilerlemelerin merkezine enformasyon analizinin yerleştirilmesini kaçınılmaz kılmaktadır.
Enformasyonu kültürle karşılaştırırsak, kültürün tarih ve toplumla dolu olmasına rağmen enformasyonun sade ve objektif olması ayrıca bilimin ışığında yıkanmış gibi olması dikkatleri çeker.

Adsız dedi ki...

Küreselleşme, bir anlamda, kapitalizmin yeni bir boyutu olarak ele alınabilir. dünya üzerinde sınırların kalkmasına neden olmuştur ve bu yolla da sermayenin ülkeler arasında serbestçe dolaşmasını sağlamıştır.Diğer bir deyişle kapitalizm yeni yayılma alanları bulmuştur.Bu açıdan baktığımızda küreselleşmeyi ortaya çıkaran gücün kendisi kapitalizmdir.Ve kapitalist gelişim süreci de, çoğu zaman, dengeli ve adil olmamıştır. Bu bağlamda,tek başına küreselleşmenin dünya üzerindeki eşitsizlikleri gidereceği söylenemez.

Küreselleşme sonucunda ,sınırların kalkmasıyla birlikte, ulus devletin rolünün değişmesi de kaçınılmazdır.Çünkü dünya şekil değiştirmektedir. Önemli olan bu değişimin nasıl bir değişim olacağıdır.

Enformasyon konusunda olan sorunlara gelecek olursak; bunun "Enformasyon" kavramının "bilgi" kavramıyla karıştırılıyor olmasından ileri geldiği doğrudur.Bildiğimiz gibi enformasyonu bilginin ham hali ya da bilginin "bilgi" olmadan önceki hali olarak tanımlarız.Bu bağlam da enformasyanun hiçbir referansa başvurmadığı, steril ve dezenfekte olduğu, doğrudur ancak, bu steril halin, enformasyonun bilimin ışığında yıkanmasıyla ortaya çıktığı tezi tam olarak doğru değildir. Eğer enformasyon bilimsel bir süreçten geçerse onun "bilgiye" dönüşeceği açıktır.

Evet günümüzde "enformasyon emperyalizmi" içindeyiz ve devamlı bir enformasyon bombardımanı altındayız.Bu, neyin gerçek olduğunun algılanması açısından, bir tehlike yaratmaktadır. Bir örnekle açıklamam gerekirse: Geçen aylarda Kuzey Korenin avrupalı ve amerikalı firmaların ağlarına sızmak için 500 bilgisayar korsanı kiraladığı şeklinde bir haber çıkmıştı. Ve bu sadece "Adını açıklamak istemeyen bir Amerikalı güvenlik uzmanına" dayanıyordu ve başka hiçbir kaynak da gösterilmemişti.Bu haber, "enformasyon emperyalzminin" ne kadar tehlikeli olarak kulanabileceğini göstermesi açısından güzel bir örnektir.

SERTAÇ

Adsız dedi ki...

KÜRESELLEŞME VE BİLGİ TOPLUMU

Handan Sarıca
Bugün enformasyon toplumu olarak adlandırdıkları ve kimi düşünürlere göre beşinci dalga olarak tanımlanan bu dönemde bilgisayar, elektronik sermaye malları, yazılım ürünleri, sayısal haberleşme ağları ve uydular gibi yeni teknolojilerin çok yoğun olarak kullanıldıkları bir süreci ifade etmektedir. Ayrıca bilgi sadece teknolojinin gelişmesinde bir araç değil aynı zamanda kamusal alanda ortak sorunlara ortak bakış açısı; kamu oyu yaratacak bir araçtır.
Her ne kadar küreselleşme; tarihin sonu, sınıfsız bilgi toplumu, enformasyon çağı gibi kavramlarla ifade edilmeye çalışılsa da bence; küreselleşmeye bütün bu rolleri yüklemek ortaya çıkış amacını da dikkate aldığımızda gerçek dışıdır. Çünkü teknolojik gelişmeler, iletişim teknolojisi küreselleşme olgusunun önemli bir parçası olmakla birlikte küreselleşme sürecinin 1980?li yıllardan itibaren hız kazanmasının arkasında, ulus devletlerin sermaye ve sermayenin serbest dolaşımını engellemesi, zorlaştırmasıdır ve asıl amaç; sermayenin serbest dolaşımının sağlanmasıdır. Fakat bence küreselleşme sürecinin ulus devletleri yok edeceği anlayışı da oldukça yanlıştır. Ulus devletlerin ortadan kaldırılması gibi bir amaç yoktur. Ulus devletlerin tarihsel işlevlerinin değiştiği ve esli önemlerinin kalmadığı kabul edilmelidir ve bu durum sadece küreselleşme ile açıklanamaz. Dünya sürekli değişmekte ve birçok olgu ve kavram da buna bağlı olarak değişmekte ve içerik değiştirmektedir.
Enformasyonda dahil günümüzde sıkça kullanılan kavramların çıkış noktasının savunma sanayiinde gelişmeler olduğunu görüyoruz. Örneğin kalite güvence ve standartları Amerikan savunma sanayiin çıkarmış olduğu bir kavramdır. Bu standartlarla ISO'ya bağlı 143 ülkenin standardı belirlenmektedir. Bunun yanında enformasyonun hızlı yükselişi yine savunma sanayii öncelikli olarak ortaya çıkarmıştır
Bilginin hızla yayılması ya da teknolojinin hızla gelişmesi istenilen bir durumdur. Şu an teknolojinin ileri boyuta geçmesi ve bilginin hızla yayılması hissetmektedir. Ancak bu süreç yaşanırken birçok çelişkinin de ortaya çıkabileceğini da görmezden gelmemek gerekiyor. Az gelişmiş ya da daha iyimser bir tanımlamayla gelişmekte olan ülkelerde iletişim, bilgisayar teknolojileri, bilimsel bilginin elde edilmesi, yaygınlaşmasını sağlamaktan çok farklı amaçlar için kullanılabilmektedir. Buna herhalde en güzel örnek Türkiye?de internetin chat yapmak için kullanılmasıdır. Cep telefonu kullanma oranının gelişmiş birçok ülkeden yüksek olması da çarpıcı bir örnektir. Aslında bir şeyin gözden kaçırılmaması gerekmektedir. Bu teknolojiler hangi amaçla kullanılırsa kullanılsın insan hayatını kolaylaştırmaktadır( cep telefonlarının hayatı zorlaştırdığını düşündüğüm de oluyor). Fakat teknolojiyi üreten değil de tüketen; ithal eden bir toplum olmamız oldukça olumsuz bir durumdur. Teknoloji ülkemizde ama biz o teknolojinin içinde değiliz. Bilgi gelen teknolojide ama biz o bilgiye sahip değiliz.

Wallerstein 2050 yılına gelindiğinde artık dünyadaki kutupların, Amerika-AB-Japonya -Çin ve İşbirlikçi Rusya şeklinde olacağını ifade etmektedir. Bu kutuplaşma içerisindeki görev dağılımına baktığınızda. AB, Japonya imalat sektöründe ağırlığını hissettirecek diğer ülkeler de dış ticarette otorite haline gelecektir. Burada dikkati çeken ülke Amerika?dır. Çünkü Amerikanın artık imalat sektöründen el çektiğini ve daha çok telekomünikasyon, finans ve savunma sanayisine ağırlık verdiğini görüyoruz. Bu sektörlerdeki gelişme ise ancak bilgiye çok yakın olmakla ve dünyanın her yanına çok kolay ulaşılabilmekle mümkündür. Amerika artık imalat sektöründen vazgeçip, bu sektöre ayıracağı payı çok uluslu şirketlere ayırmakta doğal olarak bu şirketler dünyanın her yanına ulaşabilmek için arkalarına birde süper güç almış bulunmaktadırlar.
Dolayısıyla bilgi üretemeyen ülkeler bu süreçte çok ciddi maliyetlere katlanmak durumunda kalacaklardır. Belki de zengin- fakir, gelişmiş- gelişmemiş ülke ayrımlar yerini bilgi üreten- bilgi ithal eden ülke ayrımına bırakacaktır.

Adsız dedi ki...

Karamsar bir bakış açısı...

Adsız dedi ki...

Bahadır Korkmaz

Küreselleşme , her bir ulusal ekonominin diğerine bağlı olduğu ve bu bağlılığın dünya ekonomisini yaratmasına dek genişlemesidir.Burada özellikle çokuluslu şirketlerin emeğin ucuz olduğu yerlerde fabrika kurarak rekabeti arttırmaları ve sermayeyi bu alana kaydırmalarına bakacak olursak ; bu şirketlerin küreselleşme çabalarının sadece kendi çabalarıyla değil hükümetlerinin sağladığı siyasi desteklerle de olduğunu bilmemiz gerekir.Sonuç olarak küreselleşmeyi bu şekilde gerçekleştiren şirketler büyük bir avantaj sağlamış olacaklar.Bu da bize küreselleşmenin özellikle dünyada söz sahibi olmayan ülkelerdeki şirketler açısından ne kadar zor olduğunu göstermektedir.